HAYDUT HIRSIZ KATİL JOHAN KAROKEP

HAYDUT, HIRSIZ, KATİL JOHAN KAROKEP’İN İBRETLİK HİKAYESİ
Karokep yakışıklı zeki ve çalışkan bir çocuktu fakat çok öfkeli ve taşkın bir gençti. Kendisine hakaret edenlere her şeyi yapmayı göze alırdı. Kızdığı zaman Karokep’i bir titreme alır, benzi sararır, dişleri gıcırdamaya başlardı.
Karokep büyüyüp işe başlayınca patronu ona çok güvendi. Hiç çekinmeden büyük paralar emanet ediyordu. Ve nihayet onu büyük depolarından birinin müdürlüğüne getirmişti.
Burada her zamankinin tersine anlaşılmaz bir olay meydana geldi. Karokep hiçbir sebep yokken patronunun kendisine emanet ettiği çok büyük bir parayı köylülere dağıtmış, patronunu zarara uğratarak onu bir güzel dövmüştü. Mahkemede kendisine sorulan soruların hiçbirini cevaplanmamış, sadece gülmeyi ve sessiz kalmayı tercih etmişti. Bir kaç ay sonra hapishaneden çıkınca karısını ve çocuklarını yabancı ülkelerden birine göndermiş, ondan sonra hırsızlığa, adam öldürmeye başlamış, 2 yıl içinde birkaç banka ve 10 kadar kilise soymuş, üç papaz ve herkesin sevgisini kazanmış olan bir belediye doktorunu öldürmüştü. En son bir şehrin kenarındaki mezarlığın yanındaki kilisenin papazını yaralayıp kaçarken yakalanmıştı.
Adını soran polise:
“Haydut ve katil Karokep” diyerek, soğukkanlılıkla ve keskin bir gülüşle, bankaları, işyerlerini, kiliseleri nasıl soyduğunu, 3 papazı ve bir doktoru nasıl öldürdüğünü anlatmıştı. Karokep ’in delirdiğini düşünen mahkeme onu akıl hastanesine kapattı. İki üç ay sonra, arkasında hiçbir iz bırakmadan hastaneden kaçıp kaybolan Karokep, bir köşede öldüğü düşünülerek unutulup gitti. Yıllar Sonra İtalya’ya gezmeye giden arkadaşı, reçel kralı Yukko Jarvinen, yanında üç oğluyla birlikte İtalya’da gezen Karokep’e rastlar. Karokep çok sevdiği çocukluk arkadaşı Jarvinen’e o karanlık günlerini uzun uzun şöyle anlatır:
“Oğullarım Karokep’in kim olduğunu bilmez. Amerika’da 2 defa ülke değiştirdim, iki defa adımı değiştirdim. Ailemi güneye götürdüm, kendim kuzeyde çalışmaya başladım. Günahlarımı itiraf etmek istersem beni dinler misin? Benim izimi kimseye haber vermeyeceğine namusun üzerine söz verir misin? Johan Karokep’ten nefret etmeni istemem. Ben cani değilim.
Bir defa düşün, kapkaranlık büyük bir evin içinde dolaşıyorsun, yüzlerce odanın içinde türlü türlü şeyler var fakat bir gram ışık yok. El yordamı ile gidiyorsun. Elbette bir şeyler kırılır. Hem başkasının değerli eşyasını parçalar hem de kendini yaralarsın. İnsan böyle bir yerde yalnız kalınca deli mi, cani mi, yoksa ışıktan mahrum bir talihsiz mi olur? İşte o zaman bir parça sevdiğiniz Johan bu haldeydi. Böyle karanlıkta kalmış daha kaç milyon Johan vardır.” Elimi tutarak sözüne devam etti.
“Ah! Yukkocuğum, hayatın bu karanlık anlarında senin bir tarafa tökezleyip de devrilmediğine seviniyorum. Fakat ben patronumun depolarında çalışırken sıkılıyordum. Bir şeyler bana dar geliyordu, buna rağmen benim geçimim iyiydi. Eşim ve 3 küçük çocuğum vardı. Tek başıma ticarete başlamak ümidi de vardı. Fakat ben sıkılıyordum. Bir gün bir de baktım ki bizim patronun deposundaki kantar hileli. Köylülerden aldığı malları bir kantarla, köylülere sattığı buğdayı başka bir kantarla tartıyor. Her ikisiyle de köylüleri aldatıyor. Yıllardan beri bu işin böyle devam ettiğini, benim de bilmeyerek kendisine hırsızlıkta yardım ettiğimi anladım. Fena halde canım sıkıldı. Elimdeki paraların hepsini köylülere dağıttım. Patrona da temiz bir dayak attım. Kurtarmasalardı belki de öldürecektim. Mahkemede hileli kantarlardan söz etmeyi düşündüm. Fakat köylüler kantardan şikayet etmeyeceklerine dair imza vermişlerdi, vazgeçtim. Cahil köylüler şikayetçi olurlarsa, patron artık veresiye bir şey vermez diye korkuyorlardı. Ben de sustum ama onlardan nefret ettim. Hapishaneden çıkınca o zaman ne yapacaksın hileli kantarlarla tekrar başkalarını aldatmaya mı başlayacağım, ya da beni aldatmalarına mı katlanacağım? diye düşünürdüm. O zaman canım daha da çok sıkılıyordu. Talihsiz millet! Hem soyulur hem de birbirini soyar. Tanrı sevgisi için ulu muhabbetler yapar. Sonra bu binaların önündeki meydanda insanları diri diri yakar. Bir kısmı da Tanrı yolunda ölür.
Bundan sonra ben de insanlara karşı Tanrıya isyan ettim. O zaman insanlardan ve Tanrıdan intikam almaya karar verdim. Bankaları soydum. Bunu yaparak daha çok insanın felaketine sebep olacağını sanıyordum.
En hoşuma giden şey kilise eşyasını çalmaktı. En iyi papazların kimler olduğunu öğrenip, gidip onları öldürüyordum. İçimden de ‘Ey Tanrım beni niçin yakalattırmıyorsun!’ diye isyan ediyordum. Yakalanmayınca daha çok kızıyor, gökyüzüne bakıp, demek ki orası da boş, yeryüzü de yalan, gökyüzü de yalan diyordum. Yalanı ve hileyi yeryüzünden kaldırmak için elimden gelse bütün insanları öldürecektim.
Bu sırada tekrar yakalandım, fakat korkmadım. Yalnız şaşırdım, demek ki her şey boş ve yalan değilmiş. Fakat beni kurşuna dizecekleri yerde, delidir diye tımarhaneye gönderdiler. Kendi kendime, aptallar, ahmaklar, yalancılar diyordum. Birkaç ay tımarhanede kaldım. Beni sürekli sorguya çekiyor, fakat derdimi anlayamıyorlardı…”*
Devam edecek…


*Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.