Mustafa Kutlu ve Tarla Kuşunun Sesi

Mustafa Kutlu Kimdir?

Bir Ailenin Birbirine Benzemez Kuşaklarının Hikayesi: Tarla ...

1945’te Erzincan’da doğdu. Erzincan Lisesi’nden sonra, Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi.

Tunceli ve İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlikten ayrılarak (1974) Dergâh Yayınları’nda idareci olarak çalışmaya başladı.

Hareket ve Dergah dergilerinde Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin yayın faaliyetlerini sürdürmüştür. Senaryolar yazmıştır. Özel bir kanalda sohbet programları yapmıştır. Şu anda yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

Mustafa Kutlu ağırlıklı olarak hikaye türünde eserler vermiştir. Yazdığı hikayelerinde Anadolu insanının acılarını, cahil ve perişan halkı, aydınların ve çeşitli politikacıların söylemleriyle geri bırakılmış insanların yaşamını anlatmıştır.

Hikayelerini müstakil şekilde yazmıştır. Onun hikayelerinin en önemli özelliklerinden biri müstakil yazılmalarına rağmen bir araya konduğunda bir bütünü teşkil etmeleridir. Bu teknik edebiyatımızda büyük bir yeniliktir.

Eserleri:

  • Hikayeleri
  • Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1987), Sır (1990), Arkakapak Yazıları (1995), Hüzün ve Tesadüf (1995), Uzun Hikaye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (2002), Tufandan Önce (2003), Rüzgarlı Pazar (2004), Chef (2005), Menekşeli Mektup (2006), Kapıları Açmak (2007),Huzursuz Bacak (2008), Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı (2009), Zafer yahut Hiç (2010), Hayat Güzeldir (2011), Anadolu Yakası (2012)

Deneme

Şehir Mektupları (1995), Akasya ve Mandolin (1999), Yoksulluk Kitabı (2004)

İnceleme

Sait Faik‘in Hikaye Dünyası (1968), Sabahattin Ali (1972)

Tarla Kuşunun Sesi

Tarla Kuşunun Sesi by Mustafa Kutlu

“Tarla Kuşunun Sesi” yazar, şair, öykücü Mustafa Kutlu tarafından yazıldı. Ekim 2017’de Dergah Yayınları basımını yaptı. İki ayrı hikayeden oluşmaktadır.

Birinci hikaye ile birlikte Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerine yönelik atıflar yapılmaktadır.

Olay, cami avlusundaki çay ocağında geçmektedir. Bu çay ocağında dört cephesi var. İlki hikayenin kahramanları olan sohbet halkası. İkincisi siyaset konuşan particiler. Üçüncüsü, okey ve tavla oynayanlar. Dördüncüsü çekme katta ders çalışan talebeler.

Birinci hikaye Molla Murat ile Mustafendi arasındaki atışmalarla başlamaktadır. Mustafendi, Molla Murat’ın hayatını biraz abartarak ve alaya alarak anlatmaktadır. Bir süre sonra;

– Yeter gari Molla açıver şu sohbeti. diyerek sözü Molla Murat’a bırakıyor. “Molla şöyle bir yekiniyor. İri mercekli gözlükleri ardından cemaaati süzüyor ve bastonuna dayanıp anlatmaya başlıyor.

– Ben Molla Murat. Doksanüç Harbi’nden dört beş sene önce doğmuşum. Ceddimiz Osmanlı’nın kuruluşunda gelmiş buralara. Biz Yörük taifesindeniz. Konar-göçer yani. Asırlarca Kocadağ yaylalarına çıkmış ardından kışlak için ovaya inmişiz.

Babamı küçük yaşta kaybettim. Anam tam bir Osmanlı kadınıydı babamdan boşalan yeri doldurdu. Ben evin tek erkek çocuğuyum. Üzerime titrediler.

O yıllar cennetmekan Sultan Abdülhamid dönemi. Memleket sulh içinde. Doğru aleyhinde olanları görevden alıp sürdü. Ama onların canına kast etmedi. Mesela Namık Kemal’i Kıbrıs Magosa’ya sürdü ama Kemal orada zindanda değildi. Kim bunu derse iftiracıdır. Kemal keyfince yaşadı orada. Okudu yazdı.

Hafiye teşkilatına gelince. Her devlet, her lider bunu yapar. iç ve dış düşmana karşı hazır olmak lazımdır. Bunun ilacı istihbarat. Sultan Hamit bu yolda ileri gitti ise vesveseli oluşundandır. Nasıl olmasın. Kendinden önce Sultan Aziz’i boğdular.

Sultan Abdülhamit, açıkçası kendini tahttan indirecek adamları kendi eliyle büyütmüş oldu Ne için? Vatan için. O bir vatan severdi.

Mustafa Kutlu, hikayesine böyle bir giriş yaptıktan sonra birinci hikaye boyunca Molla Murat ve Mustafendi’yi konuşturmuş. Bu konuşmalar daha çok birbirlerine takılma şeklinde devam etmiştir.

Molla Murat, okuma yazması olmayan gencecik bir yörük delikanlısıdır. Askerden önce koyunlarının yününü satmak için amcası ile kasabaya inmişler. Orada Bey kızı Saliha’yı görmüş. Saliha’nın da dikkatini Molla çekmiş. Bir kaç görüşmeden sonra istetmiş ve evlenmişler.

Hemen ardından askere gitmiş. Saliha severek geldiği köyde inek sağmaya kalkmış becerememiş. Köye alışmak için işlerin bir tarafından tutmaya kalkmış ama bir türlü yapamamış ve tekrar kasabaya babasının yanına dönmüş. Bir müddet Molla Murat ile mektuplaşmışlar ama bir süre sonra mektuplar kesilmiş. Saliha, Murat’tan ayrılmaya karar vermiş ve asker dönüşü ayrılmışlar.

Bu arada Molla Murat okuma yazma bilmeyen biri olarak gittiği asker ocağından, iyi bir okur yazar ve hâfız olarak memleketine dönmüştür. Aşka düşer, sevgiyi tanır, çocukları olur. Osmanlının yıkılışını, Cumhuriyet’in kuruluşunu görür ve bu süreçteki sancıları yaşar. Kendi yağında kavrulan bir konumdan yaşadığı köyü imrenilesi bir hayat alanına çeviren bir lidere dönüşür.

Saliha’dan sonra bir yörük kızı olan Gülhanım ile evlenir. Gülhanım, Molla Murat’a üç evlat verdi. Mustafa, Bekir, Bilal.

Bu arada Molla Murat, iş adamı oldu. Bağ, bahçe sahibi oldu. Çamaltı Köyü’nü bir plan dahilinde kurdu. Köye bir de değirmen kurdu. Övünmek için de; “görüyorsunuz bir yörük neler yapıyor. “Cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten.” sözü boşuna söylenmedi”, diyor.

Eşkıya Karaduman’ı tepeledi.

Molla Murat oğlu Mustafa ile yine bir Yörük kızı olan Binnaz ile evlendirdi. Evlilikten kısa bir süre sonra Mustafa askere gitti. Tam da Çanakkale Savaşı başlamıştı. Mustafa Çanakkale’de şehit oldu. Kardeşleri Bilal ve Bekir’de Çanakkale’de şehit oldular.

Binnaz, Mustafa’nın şehadetinden sonra doğum yapar bir oğlu olur. Dedesi, Cennetmekan Abdülhamit Han’a duyduğu sevgi ile adını Hamit koyar. Binnaz gelin ince hastalığa yakalanır ve Hamit üç yaşındayken vefaat eder. Çocuğu Gülhanım büyütür. “Dünyanın derdi bitmez. Biri biter, öteki başlar.”

Hikayede çok önemli tespitler de vardır. Bunlardan bazıları; “Örgütsüz güç, güç değildir.” “Vatan ancak vatan için atan bir kalbe sığar.” “Vatanın tapusu şehitlerin mezar taşlarıdır.” “Vatan Diyarbakır karpuzu, otlu peynir, Pervari balı, Antep baklavası, Tatar böreği, Selanik gevreği, Arapaşı, Çerkez tavuğu, Babukko’dur.” “Yıldızın parladığı anlar, kötü zamanlardır.” “Lider odur ki, tehlike gelmeden tedbirini ala.” “Neşesini kaybeden yarışı kaybeder.” “Bir de mahalle baskısı diyorlar. mahalle kaldı mı ki baskısı olsun.” “Benim kaderim sensin. kişi kaderini kucaklamalı.” “Cennetin kapısını cömertler açacak.” “Mecelle, İslam kalarak çağı yakalama çabasıdır.” “Dibi görünmeyen suya girmeyeceksin.” “Kaderde ne var ise etme merak. Uyma kendi nefsine. Hakk’ın emrine bak.”

Hikayenin geri kalan kısmında kısmen Kurtuluş Savaşı’na değiniliyor. Harf inkılabı, şapka inkılabından söz ediliyor. Yörüklerin işgalci Yunan’a karşı direnişinden bahsediliyor.

Molla Murat torunu Hamit’e araziyi ve malı mülkünü tanıtıyor. Köye gelen muallimle yaşadıklarından söz ediyor. Torunu Hamit’i Cemile ile evlendiriyor. Cemile ve Hamit’in dört çocuğu oluyor. Yusuf, Ziya, Ayşe, Sefa.

Bu arada Mustafendi kalkıyor ve birinci hikaye burada bitiyor.

İkinci hikaye “Kayıp Tarih” adı ile Molla Murat’ın torunları arasında geçiyor. Dördüncü göbek diyeceğimiz bu neslin neler yaşadığına yönelik ipuçlarını görebiliyorsunuz. Emlakçı olan Ziya torunun ne sinsi planlar yaptığını. Futbolcu Sefa’nın ne sefaletler yaşadığını. Marangoz Yusuf’un işlerini nasıl yola koyduğunu ve hikayenin devamının Yusuf’un oğlu Ömer işe devam edeceğini görüyorsunuz. Hamit’in kızı Ayşe’ye düşkünlüğünü ve Recep ile evlenmesini okuyorsunuz.

İkinci hikaye şu diyalogla sona eriyor.

– Yahu hocam ne biçim hikaye bu?

– Nesi var?

-Kahramanlar kayboluyor.

-Evet.

-Ama olur mu, insan merak ediyor. Her Hadise faili meçhul kalıyor. Hikayede bir başlangıç var ise bir de son olmalı.

-Sonumuzun ne olacağını bilemeyiz.

-Peki. Hamit Efendi’nin toprakları ne olacak, şunun bunun elinde mi kalacak? Duyduğumuza göre adam felç geçirmiş, evde yatıyormuş.

-Allah’tan ümit kesilmez.

– Ama hocam bu gidişle destan yarım kalacak.

-Öyle deme, bak Ömer kendi atına binmiş geliyor.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.