Adına gurban olurum adına

Televizyonun bırakın köyleri şehre bile giremediği yıllarda en büyük eğlencemiz, aile büyüklerinin anlattığı masalları can kulağı ile dinlemekti.

Aslında her masalı onlarca kere dinlemiştik, nerede hangi olayın yaşandığını adımız gibi bilir ancak her seferinde aynı masalı aynı keyifle tekrar tekrar dinlerdik.

Bazı masalların içinde ağıtlar söylenirdi. Çekilen acıların, maruz kalınan zulmün, acımasızca uygulanan törelerin dile getirildiği ağıtlar…

Anadolu, her karışı hikayelerle örülü bir büyük medeniyet olduğundan insana dokunan yapısıyla da ilgi ve dikkat çeker.

Dilden dile dolaşan Arzu ile Kamber’ in, Kerem ile Aslı’ nın, Ferhat ile Şirin’ in, Yusuf ile Züleyha’ nın aşkları bu büyük hikayelerin en bilindikleridir.

Oysa, Anadolu’ nun her köyünde, kasabasında irili ufaklı onlarca, yüzlerce hikaye vardır bunlara benzeyen.

Mahçup ve mutaassıp yaşantılar, bu gizli saklı aşkların gün yüzüne çıkmasına mâni de olmuştur.

O yüzden bazen bir isyanda anlamlandırılmış bu aşklar, bazen bir türkünün nağmelerinde…

Kimi zaman ağıt olmuş, kimi zaman sitem. Kimi zaman bir drama dönüşmüş, kimi zaman acı bir kadere.

Bu aşk hikayelerden biri de Yolgösteren köyünde geçer.

Yolgösteren, küçük bir köydür. Kumsal bir toprak yapısı vardır. Bozkırdır. Arazisi küçük, vatandaş fakirdir.

Cumhuriyet kurulmamış, halk savaşlardan bunalmıştır. Vergiler zaten zar zor karnını doyuran vatandaşı iyice bunalmıştır.

Gençlerin çoğu harplerde şehit düşmüş, birbiri ardına gelen künyeler anaların yüreğini yanıkmış, her şeye rağmen gelinlerin, nişanlıların gözü yaşlı, gözü yollarda kalmıştır.

İşte böyle bir ortamda eski yazıya hakim, avazı güzel bir delikanlı vardır Yolgösteren köyünde. Halayın başından tutunca Mısır’ daki sağır sultan bile kendine gelir, kurt kuş selama dururmuş.

Günün koşullarında temiz giyinir, girdiği mecliste ağzına bakılır, eli iş tutar bir yapısı varmış.

Nüktetanmış bu delikanlı aynı zamanda. Hiciv ustası. Yaşadığı, gördüğü, duyduğu olayları alaycı bir üslupla ele alır, tabiri caizse olayın kahramanını boya küpüne sokar sokar çıkarırmış.

Biraz da asabi, tez canlı….

Uzatmayalım molla ünvanını 12 yıl gibi bir süre medrese eğitimi alarak kazanan Molla Memed’ in gönlü aynı köyden Hacce kıza düşer.

Hacce kız güzeldir. Koyu karanlıkları yırtan dolunay gibidir. Eli yüzü bıngıl bıngıl yanmaktadır. Hele hele kutnu kumaştan dikilmiş üç eteğin içinde reşat altınından daha görkemli bir hal almaktadır.

Hacce kız nişanlı olmasına rağmen gönlünü Molla Memed’ e kaptırmıştır.

Bir yaz günü köyün dağlık kısmında ekin biçilmektedir.

Molla Memed, uzak diyarlardan gelen bir akrabasıyla kendi tarlasında, Hacce kız ev halkıyla kendi tarlasında.

Oysa gavilleşmiştir onlar. O gün oradan kaçacaklar.

Molla Memed, Hacce kızın kolundan tutar “Ayrılık olur mu olur harman zamanı” türküsüne inat dağa doğru ver yansın ederler.

O arada bir gürültü kopar yukarıdan aşağı. Bu ses Yolgösteren köyünün kerpiç, eğreti, toprak damlı evlerinde yankılanır. “Oy, Molla Memed, Hacce kızı kaçırmış.”

Köylü birbirini tetikler. Kimi orağı kapar kimi tırpanı, Hacce kızı Molla Memed’ in elinden almak için insanlar yola dökülür.

Kaçtıkları bölge dağlıktır. Yukarıya doğru keçi yolu bile olmayan sarp bir güzergahtır. Bu olumsuz koşullar içinde fazla yürüyemezler.

Hacce kızı büklerin içine saklar Molla Memed. Gözü yaşlı bir biçimde büklerin arasında kalan Hacce kızı köylüler bulurlar. Üstelik Molla Memed’ in uzak diyardan akrabasını komalık yaparlar. Zavallı ne yazık ki komadan çıkamaz.

Alır, getirirler köye Hacce kızı.

Her ikisinde yüreği yanık kalakalırlar.

Elif kızı sel önünden kütük kapar gibi alalece bir akrabasıyla evlendirirler.

Hayat doğal akışı içinde sürerken Molla Memed de evlenir. Çocukları olur.

Çok yaşayamaz ama, yürek ağrısından ölür.

Hacce kız da oğlana uşağa, torun torbaya karışmıştır.

Gel zaman git zaman, Hacce kız artık Hacce anadır, yaşlanmıştır. Eli yüzü bururmuş, kamburlaşmıştır. Titremeye başlar.

Molla Memed’ in bir torunu olur. Anadolu’ nun bir geleneği hayat bulmuş toruna dedenin adı verilmiştir.

Hacce ana, muhtemelen Molla Memed’ in kendine taktiği ve yıllarca koynunda sakladığı gümüş paraları hem büyük bir saadet, hem de derin bir hüzün içinde toruna takar.

Torun serpilip büyümeye başlar. Köy yeri değil mi, o ara Hacce ana, torunu sık sık görür.

Her görüşte de, “Adına gurban olurum, adına!” diye diye hayatı son bulur.

İki günde başlayıp üçüncü gün son bulan güya sevdalıların kulağı çınlasın.

Şimdi düşünüyorum da aşk ölümsüz. Aşk ateşi yakmaya başlamasın yüreğinizi. Bu yüzden aşk yarasının ne ilacı bulunabilmiş ne de dermanı…

Tanısaydım Molla Memed’ i. Tanısaydım Hacce Kızı. Otursaydım dizlerinin dibine. Dinleseydin destansı aşklarını, bir türkü havalanırdı her halde, turnaların kanadında hayat bulan bir türkü…

“Yediğim, içtiğim balda, zehirde
Hislerimi yıkadığım nehirde
Issız sokaklarda, viran şehirde
Sen benimsin, ben seninim sevdiğim

Alkıştan, ödülden, cezaya kadar
Sevinç, saadetten ezaya kadar
İnan yeryüzünden fezaya kadar
Sen benimsin, ben seninim sevdiğim

Yüreğim yaralı, yüreği delik
Gamzeyi okşuyor örülü belik
Sözümün eriyim bir de üstedik
Sen benimsin, ben seninim sevdiğim

Çıkmazsın aklımdan baharda yazda
Adın dile gelir bağlama, sazda
Türkü türkü coşan işvede nazda
Sen benimsin, ben seninim sevdiğim

Sordum sual ettim nerdesin nerde
Yeminle dermansın çaresiz derde
Ömrümün geçtiği meyhanelerde
Sen benimsin, ben seninim sevdiğim”

Mekanları cennet ola!






Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.