Öğrenme ve öğretmede 2D’nin etkisi

Eğitimde kaybedilecek bir dakika bile olmadığını iyi bildiğim için hemen konuya gireceğim.

Öğretmen olmak zor mudur? Öğretmen olmak önemli midir? Meziyet gerektirir mi, öğretmen olmak? Öğretmen neye, niçin hizmet eder?

İlk sorulara evet, son soruya insan, insan için dediniz…

Doğru.

Sırf bu nedenle öğretmenler örnek olmalı, işini layıkıyla yapmalı, ne yaptığının farkında olmalıdır. Farkında olmalıdır, çünkü söz konusu olan varlık / yokluktur.

Lafı dolandırmadan söyleyeyim mi, öğretmenlerin öğretmenliği anlayarak, hissederek, yaşayarak, olgunluk içinde yaptığı konusunda iyimser değilim.

İyimser değilim, değilim ama işin iyi yapılmadığı konusunda kasıtta aramıyorum.

Sorun bir sistem sorunu. Sorun öğretmeni yetiştirme ve geliştirme sorunu.

Burada öğretmende bulunması gereken iki meziyetten daha doğrusu iki beceriden bahsedeceğim.

Bunlar, Drama ve Diksiyon.

Önce drama. Neden drama becerisi?

Drama, eğitimde kullanılması gereken, hatta vazgeçilmesi mümkün olmayan bir öğretim yöntemidir.

Dikkat ediniz, eğitim yöntemi değil, öğretim yöntemi.

O halde, birbirine çokça karıştırılan eğitim ve öğretim kavramları farklı anlamlar taşıyor.

Kavramların manasına geçmeden çokça tekrar edilen bir örnek paylaşalım.

…. Milli Eğitim Müdürü …. yayımladığı mesajda, yeni eğitim – öğretim yılının hayırlı olmasını diledi.

Eğitim, sadece okulda verilmez. Eğitimin ev, okul, aile, sokak, mahalle, medya gibi boyutları vardır. Bireyin diş fırçalar hale gelmesi eğitimin sonucudur. Bu sonuca ulaşmada az önce saydığımız unsurların rolü vardır. Bu nedenle eğitim süreyle sınırlı değildir.

Öğretim ise, okul bazlıdır. Genellikle bilgiyi ön planda tutar. Öğretimde rol esas olarak okulda ve öğretmendedir. Bir başka deyimle öğretim eğitimin okulda gerçekleşen boyutudur.

O zaman milli eğitim müdürünün mesajının doğru olmadığı kabak gibi karşımızda durmakta.

Neyse, konuya dönelim.

Drama, ezberci eğitimin aksine tam öğrenmeye katkı yapar.

Bu yöntemin içinde anlatım yöntemi vardır, rol alma vardır, oyun vardır, gülmece vardır, yaparak yaşayarak öğrenme vardır. Süreç sıkıcı değildir. Günümüzün teknolojik gelişmesine uygundur. Göze, kulağa, tüm bedene hitap eder. Öğrenci merkezlidir. Dersliği duvarların dışına taşır. Endişeyi ortadan kaldırır. Öğrencisi ile öğretmeni, öğretmen ile veliyi birbirine yaklaştırır. İş birliğine dayanır, planlama gerektirir. Çocuğun üretken hale gelmesine vesile olur. Dikkat süresini artırır, zaman baskısını ortadan kaldırır.

O zaman sormak lazım, kaç öğretmen eğitimde dramayı kullanmakta? Niçin bir çok öğretmen bu yöntemi az kullanmakta veya hiç kullanmamakta?

Çünkü bu yöntemi bilmiyorlar, öğrenmediler.

Gelelim diksiyona.

Hani, okullarda bayram kutlamaları veya anlama etkinlikleri yapılır.

Hatırlayın, bu etkinliklerde konuşturacak öğretmen bulmakta zorlanırsınız. Hemen herkes bu ödevden kaçar.

Öğretmenler, topluluk karşında konuşmaktan çekinirler.

Çünkü kendilerini hata yapacak potansiyel kişi olarak görürler. Bırakın doğaçlamayı kağıttan yazılı metni bile okumakta zorlanırlar.

Peki, topluluk karşısında konuşmaktan çekinen bir öğretmen, öğrencilerini topluluk karşında nasıl konuşabilir hale getirir, getirebilir?

Topluluk karşısında konuşmanın bir yetenek olduğunu biliyorum ama kritik soru şu: “İyi hatip olanlar iyi hatip olmayı nasıl becerdiler?”

Elbette eğitim alarak.

Şimdi diyorsunuz ki, kalın kalın kitaplar yazan koca koca profesörler bile topluluk karşısında konuşurken kekeliyorlar. Lafı eğip büküyorlar. Sinirleniyorlar, bağırıyorlar…

Onların ki birazcık, Cibran’ın deyimiyle, “Çok konuşunca düşünce ölür…” cümlesinde ifadesini buluyor.

İyi diksiyon esas olarak konuşanı, anlatanı rahatlatır. Dinleyeni dinlerken eğitir, öğretir.

Diksiyonun iyi olması, konuşanın panik olmasını önler. Heyecanını yatıştırır. Terletmez. Gereksiz tekrara düşmeyi ortadan kaldırır. Bacakları titremez, kızarmayı ber taraf eder.

Diksiyon, vurgu demektir. Diksiyon, jest ve mimiklerin doğru kullanılmasıdır. Ele, kola, omza hakim olmaktır. Renklerin dilidir.

Vurgu.

Vurgu, kültürlü ses demektir. Harfleri ve heceleri doğru çıkarma, kelimelere doğru anlam yüklemektir.

Kültürlü ses tartışmasına girmeden vurguyu bir örnekle ele alalım.

Bodrum kelimesi. Bodrum derken vurguyu bod hecesine yaparsanız, şirin tatil beldesi; vurgusuz, düz okursanız binanın dibindeki havasız, nemli zemini telaffuz etmiş olursunuz.

Aydın kelimesinde de durum aynıdır.

Bir de, “Oku, adam ol baban gibi, eşek olma.“, “Oku, adam ol, babam gibi eşek olma.” cümlelerindeki vurgu var. Birinci cümlede baba iyi insan iken, ikinci cümlede…

Diyeceğim o ki, herkes mensubu olduğu işi yapmalı ama öğretmenler daha iyi yapmalı. Çünkü öğretmenlerin ne hata yapma lüksü var, ne de yaptığı hatanın telafisi…

Peki çözüm ne, dediğinizi tahmin ediyorum.

Çözüm, öğretmenler yetiştirilirken eğitim fakültelerinde iki ders zorunlu olarak okutulmalılar.

Bu dersler hiç şüphesiz, 2D olarak ifade edebileceğimiz, DRAMA ve DİKSİYON dersleridir.

Drama ve diksiyonun meslek içi gelişimde de oldukça önemlidir, önemsenmelidir.

Çünkü, öyle tahmin ediyorum ki, öğretmen yetiştirmede gömleğinin ilk düğmesini yanlış ilikleyenler diğer düğmeleri doğru ilikleyemezler.

Haberiniz olsun…

Öğrenme ve öğretmede 2D’nin etkisi” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.