Milli Eğitim Bakanlığı Yatırımlarının Seyri

Corona Virüs ile birlikte hiçbir şeyin eskisi olmayacağını hep birlikte yaşıyoruz. Önceki yıllarda sıklıkla söz edilen durum fiili olarak gerçekleşmiş oldu. Biyolojik silah üretecekler ve bir anda binlerce, milyonlarca insanın ölümüne neden olacaklar diye gerek dost sohbetlerinde, gerekse bilimsel toplantılarda dile getirildiğine çoğu kez şahit olmuşuzdur. Korona virüs de bu şekildedir demek için oldukça erken ancak sonuç itibari ile dünyayı ve tüm insanlığı etkileyen bir sonuçtan söz ediyoruz. Bundan sonra uzun yıllar, başka bir vakıa olmadığı sürece, adından sıklıkla söz edeceğimiz bir biyolojik tehdit söz konusu.

Her alanda hummalı bir çalışma var. Kurum olarak bu işten en çok etkilenenler elbette olayın bizzat içerisinde yer almasıyla Sağlık Bakanlığı ve ardından, milyonlarca öğrencinin eğitiminden sorumlu Milli Eğitim Bakanlığı. Sağlık Bakanlığı halkı bilgilendirme ve bilinçlendirme konusunda çok yoğun bir çalışma içerisinde. Aynı zamanda hastalara müdahale ile de bilfiil olayın içerisinde. Milli Eğitim Bakanlığı da çocukların eğitimde geri kalmamaları için hummalı bir şekilde uzaktan eğitim için çekimler yapmakta ve EBA alt yapısını buna göre hazırlamaktadır. Krizi fırsata çevirmenin en güzel örneğini her iki Bakanlıkta da görüyoruz. Özellikle MEB yıllarca üzerinde durduğu ama oran itibari ile yüzde ellileri dahi bulamadığı EBA kullanım oranını bir anda öğretmenlerde yüzde yüzlere, öğrencilerde ise yüzde seksenler gibi çok yüksek rakamlara çıkardı.

Bundan sonra ne yapmalı?

Mevcut okul inşaatı yatırımları elbette tamamlanmalı ancak sonraki yıllarda çok elzem olmadığı sürece inşaat yatırımlarına ara vermeli. Niçin böyle düşünüyorum? Artık nüfus itibari ile ilerleme değil duraklama dönemini yaşıyoruz. Nasıl ki yıllarca köylere okul yapıldı ve köy nüfusunun şehirlere taşınması sonucu bunların birçoğu boş ve yıkılmayı bekliyor. Şehir nüfusu da durağanlaştığı için bir müddet sonra devasa okullar öğrenci bulmakta zorlanacak. Bunu öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. TÜİK verilerine kısaca bir göz atalım.

Doğum İstatistikleri, 2017

Canlı doğan bebek sayısı 1 milyon 291 bin 55 oldu
 

Canlı doğan bebek sayısı revize edilen 2016  yılı verisine göre 1 milyon 311 bin 895  iken 2017  yılında 1 milyon 291 bin 55 oldu. Canlı doğan bebeklerin %51,3’ü erkek, %48,7’si kız oldu.

Toplam doğurganlık hızı 2,07 çocuk oldu

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir.

Toplam doğurganlık hızı, 2016 yılında 2,11 çocuk iken 2017 yılında 2,07 çocuk olarak gerçekleşti. Yani, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2,07 oldu. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10’nun altında kaldığını gösterdi.

Doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 4,29 çocuk ile Şanlıurfa oldu

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2017 yılında 4,29 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 3,72 çocuk ile Şırnak, 3,6 çocuk ile Ağrı ve 3,39 çocuk ile Muş izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,31 çocuk ile Gümüşhane oldu. Bu ili 1,45 çocuk ile Bartın, 1,46 çocuk ile Edirne ve 1,48 çocuk ile Zonguldak izledi.

Toplam doğurganlık hızının en yüksek ve en düşük olduğu 10 il, 2017

Yine önceki yıllardan bir örnek daha alalım.

1968 – 2008 Döneminde Ara Değişkenlerdeki Değişim

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar doğurganlık düzeyinde yaşanan değişime ilk bölümde değinilmişti (Bölüm 1.3). Son 40 yılda doğurganlık düzeyinde yaşanan değişime ara değişkenleri de göz önünde tutarak daha detaylı bir  şekilde bakmak, bu değişimin belirleyenlerini anlamak açısından faydalı olacaktır. 1968‐2008 dönemindeki 40 yıllık süreçte toplam doğurganlık hızı 5.7 çocuktan, 2.2 çocuğa düşmüştür. 1968 yılında doğurganlık düşüşüne en büyük katkıyı gebeliği önleyici yöntem kullanımı endeksi yaparken, doğum sonrası geçici kısırlık endeksinin katkısı buna çok yakındır. Gebeliği önleyici yöntem kullanımının doğurganlık düşüşüne katkısı yüzde 39 iken, doğum sonrası geçici kısırlık endeksinin katkısı yüzde 33’tür. Dikkati çeken nokta, 1968 yılında doğum sonrası geçici kısırlık endeksinin doğurganlık düşüşüne katkısının evlenme endeksinden fazla olmasıdır. Bu durum o yıllarda kadınların erken evlenmeleri (Tablo 1.4) ve emzirme süresinin uzun olması ile açıklanabilir. 1973 yılında gebeliği önleyici yöntem kullanımı endeksinin katkısı yine en fazladır. Ancak evlenme endeksinin ve doğum sonrası geçici kısırlık endeksinin katkısı hemen hemen eşitlenmiştir. 1978 yılından itibaren ise ortalama ilk evlilik yaşının artmaya başlaması ile birlikte evlenme endeksinin etkisinin ikinci sıraya yerleştiği ve günümüze kadar böyle geldiği görülmektedir. Zaman içerisinde gebeliği önleyici yöntem kullanımının giderek yaygınlaşması ile yöntem kullanımı endeksinin etkisi artmış, emzirme süresinin giderek kısalması ile de emzirme endeksinin özellikle yüzdelik katkısı azalmıştır.  

Kaynak: Türkiye Nüfus ve Sağlık  Araştırması, 2008 İleri Analiz Çalışması

Tablo 1.14. Ara değişkenlerdeki değişim, 1968‐2008

Toplam doğurganlık hızları TDH

1968     1973        1978        1983          1988          1993         1998        2003    2008

5.70        5.59         4.33        4.04           3.02           2.65          2.61         2.23      2.16

Kaynaklar: Özbay, 1978; Hancıoğlu, 1997; Eryurt, 2002; 2008          

Yukarıdaki istatistiklerden de anlaşılacağı üzere 1968’deki doğurganlık oranı 5.70’den 2017 yılına geldiğimizde 2,07 kadar düşmüştür. Bu durum önümüzdeki yıllarda nereye doğru gittiğimizi çok açık bir şekilde göstermektedir. Yukarı da ayrıca illere göre doğurganlık oranlarını da aldım. Bu da bize yatırımı daha çok hangi illere yapmamızı diğer illeri de bu sonuca göre değerlendirmemizi ortaya koyuyor.

Sonuç itibari ile; rakamlarda ortaya koyuyor ki, Türkiye Cumhuriyeti bütçesinin en büyüğünü oluşturan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin en çok gider kısmı personele olmaktadır. Bu durum oldukça tabiidir. Üç milyon devlet memurunun üçte birini Milli Eğitim çalışanları oluşturmaktadır. Haliyle bütçenin de büyük bir kısmı buraya gitmektedir. Geri kalan kısmı inşaat, donatım, bilişim vs. gitmektedir. Temennimiz bundan sonra, bilişim kısmına daha çok yatırım yapılması.

                                                                                  İlhan ERANIL

                                              

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.